HABER LİSTEMİZE KAYDOLUN
TIKLAYIN >>
 
ÇAPAR SERBEST KÜRSÜ

- Sizce Çapar Köyü Derneği'nin öncelikli yapması gereken hizmet nedir?

- Bu sitede görmek istedikleriniz nelerdir?

- Köyümüz için iyi bir fikriniz mi var?

Düşünceni yaz, herkes okusun

 

Google Gruplar
Çapar Köyü
Bu grubu ziyaret et

Google Gruplar
Çapar Köyü grubuna kayit ol
E-posta:
NOT: Gmail hesabi gerektirir.
 
KOMŞU KÖYLER
- Nüfus bilgileri TİE 'den alınmıştır   >>
KÖYÜN ADI NÜFUSU
Bakırlı Köyü 100
Bulduk Köyü 62
Bulgurcu Köyü 53
Büyükyakalı Köyü 410
ÇAPAR Köyü 80
Çaparkayı Köyü 166
Çerçi Köyü 61
Göldagi Köyü 25
Gümerdiğin Beldesi 982
Gündoğmuş Köyü 284
Gürpınar Beldesi 1058
Kamış Köyü 293
Karahacı Köyü 172
Karakoçaş Köyü 91
Karamusa Köyü 101
Karaören Köyü 457
Kutluşar Köyü 31
Küçükyakalı Köyü 255
Mart Köyü 222
Ödek Köyü 189
Özbek Köyü 57
 
 
Türkiye'nin ilk Alışveriş Merkezi Sitesi

ÇAPAR KÖYÜ WEB SİTESİ

Ana Sayfa   >   ATATÜRK Köşesi
 
 
ATATÜRK Diyor ki !...

Bizi yanlış yola sevkeden soysuzlar, bilirsiniz ki; çok kere din perdesine bürünmüşlerdir.

 

8118 sayısı ve 1881 sayısı bize ne anlatıyor?

Kuran'ı Kerim tek bir seferde değil, parça parça indirilmiştir. Şu ayet ise bize neden parça parça indirildiğinin sebebini açıklamaktadır. "İnkâr edenler dediler ki: "Kur'an ona toptan, bir kerede indirilsedi ya!" Biz böyle yaptık ki, onunla senin kalbini dayanıklı kılalım. Biz onu parça parça/ayet ayet okuduk." (Furkan-32) Yani Kuran'ın 22 yılda indirilmesi inkarcılara, bir çeşit delil olması bakımından önemlidir.

Miladi 610 yılında gelmeye başlayan vahiyler, 632 yılına kadar sürmüştür. Hicri olarak toplamda 22 yıl 2 ay ve 22 gün sürmüştür. Bu zamanı "gün" ölçüsüne çevirirsek 8112 Hicri gün yapmaktadır. Şayet günümüz (Miladi) takvimi ile bu zaman hesaplanacak olursa 6 gün de artık yıllardan eklemek gerekir. Böylece Kuran'ı Kerim'in 8118 Miladi günde indirilmiş olduğunu buluruz. Peki 8118 rakamı bize ne anlatıyor? Arap harfleri ile 8118 rakamı şu şekilde yazılır.

Bu şekil bir yerden tanıdık gelmedi ise avuçlarınızı açıp bakabilirsiniz. Evet şaşırtıcı değil mi? Şimdi gelelim bu rakamın Atatürk ile olan ilişkisine. Şayet avuçlarınızı kendinize doğru değil de karşıdaki bir kişiye yada aynaya doğru açarsanız bu kez de şöyle bir şekil görünecektir. Arapça olan bu yazılış Türkçe'de 1881 anlamına gelmektedir.

Yani ulu önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün doğduğu yıl. Kuran'ın indirilişinin gün olarak süresinin simetrisi, aynı zamanda bize Atatürk'ün doğduğu yılı da işaret etmektedir. Bu ebced ilmi'nin bize gösterdiği apaçık bir gerçektir.

Peygamberimiz Muhammed Mustafa'dan yıllarca sonra dünyaya gelmiş olan Mustafa Kemal'de, hemen hemen aynı cehalet ile cihad etmiştir. Aynı zamanda adaş olan bu iki yüce insan, dönemlerinde yaşayan insanların aydınlanması için canla, başla savaşmışlardır.


Araştırmacı yazar İlknur GÜNTÜRKÜN KALIPÇI'nın bir sunumu (Videolarda yazan Prof. ünvanı yanlışlıkla yazılmış)

     
1953 yılında İstanbul’da doğan Kalıpçı; 1974 yılında A.Ü.D.T.C.F - Felsefe Tarihi Bölümü’nü bitirerek aynı bölümde asistanlığa başladı. Daha sonra meslek hayatına lisede felsefe grubu öğretmeni olarak devam eden Kalıpçı, 1985 yılında Milli Eğitim Bakanlığı’nın düzenlediği Atatürkçülük ile ilgili eğitimini tamamlamış ve yaptığı çalışmalar nedeniyle 1996 yılında T.C. Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Araştırma Başkanlığı, haberleşme üyeliğine seçilmiştir. 17 senedir yaptığı araştırmaları, yurtiçi ve yurtdışı pek çok merkezde uyguladığı ilginç bir metodla konferanslar halinde sunmaktadır. Pek çok ödül sahibi olan Kalıpçı’nın ‘Atatürk ve Türk Kadını’, ‘Atatürk ve Eğitim’, ‘Atatürk ve Politika’, ‘Atatürk Basın ve Bursa’ konulu kitapları bulunmaktadır.
 
Samimi Bir Dindar: ATATÜRK

......
Atatürk'ün din konusundaki samimiyetini ve dinine olan bağlılığını ortaya koyan diğer bir tarihi delil de onun çıktığı bir yurt gezisi sırasında Balıkesir'de vermiş olduğu hutbedir. Atatürk, bu hutbeyi, 7 Şubat 1923 tarihinde Zağanos Paşa Camii'nde vermiştir:

Ey Millet! Allah birdir. Şanı büyüktür. ...      yazının tümünü okumak için tıklayın >>

 

ATATÜRK KİMDİR? NEDİR?

Atatürk kimine göre Bektaşi, kimine göre Alevi, kimine göre Sebetayist, kimine göre dinsiz, ateisttir. Fakat şu bir gerçek ki Atatürk EVRENSEL BİR İNSANDIR.

Peki, evrensel insanın özellikleri nelerdir?

  • Evrensel insan, Barış yanlısı olur. Yurtta sulh, cihanda sulh, der.
  • Evrensel insan, İnsanların gelişimine önderlik eder. Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, der.
  • Evrensel insan, Kendisinden önce başka insanları düşünür. Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, der
  • Evrensel insan, tektir, görünüşleri farklı farklı olabilir ama aslında hepsi aynı kişidir.
  • Evrensel insan, Kendi sonunu düşünmez. Toplumun sonunu düşünür. Topluma hizmet eder.
  • Evrensel insan, Dünyanın evrensel düzenini bozmaz, bozuk dünya düzeninin de, kendisini bozmasına izin vermez ve tüm bunları eylemleri ile yerine getirir. Hiçbiri lafta kalmaz.
İşte yukarıdaki özellikleri beden giysisi üzerinde taşıyan kişi evrensel bir insandır ki onun her dediği kanun, her dediği kural, her dediği ölümsüz olur. Bu kişilere en iyi örnekler, Hz.Muhammet, Hz.Ali, Mevlana ve Hacı Bektaş Veli gibi peygamberler, veliler ve düşünürlerdir. Buradan böyle kişiler sadece Müslüman'lardan çıkar diye bir kural da çıkarılmamalıdır. Çünkü ilim her şeyden üstündür. Bu yüzdendir ki Hz.Muhammet "İlim Çin'de bile olsa gidin alın" demiştir. Uzak doğudan ve batıdan Müslüman olmayan birçok evrensel insan çıkmıştır. Bunlardan doğuda Konfüçyüs, Buddha, Lao Tzu, Masagatsu Agatsu, batıda ise Sokrates, Eflatun ve öğrencisi Aristo gibi birçok kişiyi sayabiliriz. Bu kişiler hiçbir zaman ben şuraya bağlıyım, ben buraya bağlıyım, diyerek kendilerini kısıtlamamış ve ömürlerini sadece insanlığa hizmet uğruna tüketmişlerdir.
Neyse konumuzu fazla dağıtmadan tekrar Atatürk kimdir? nedir? açıklamalarımıza devam edelim. Şimdi yukarıdaki maddeleri tek tek ele alalım.

ATATÜRK BEKTAŞİ MİDİR?
Araştırılırsa, Atatürk'ün babası Ali Rıza Bey'in Bektaşi felsefesine yatkın olduğu görülür. Atatürk'ün annesi ve babası Kalkandere'deki Harabi Baba Bektaşi dergâhında medrese eğitimi almışlardır. Bu o dergâhın kayıtlarında da mevcuttur. Zaten Bektaşilik'te, ilim üzerine çok durulur. Bu nedenle Ali Rıza Bey'de oğlunun medresede değil de, daha güncel bilimlerin öğretildiği Şemsi Efendi mektebinde okumasını istemiştir. Annesi ise Atatürk'ü günümüzde "Mahalle Baskısı" denen olgudan dolayı olsa gerek, müsbet ilimlerle pek alakası olmayan, fakat çevreden gelecek olumsuz tepkileri engelleyeceğini düşündüğü Mahalle Mektebi'ne göndermek istemiştir. Bu olay aile içinde bile tartışma yaratacak kadar büyümüştür. Nihayetinde Atatürk önce Mahalle Mektebine gönderilmiştir. Fakat öğretim sistemine bir türlü alışamamış, çoğu kez hocalarına çıkarttığı haklı zorluklar nedeniyle dayak yemiştir. Tabi sonrasında bu olaylar, onda bir ışığın da yanmasına vesile olacaktı. Atatürk bu olayı yıllar sonra şöyle anlatmaktadır. "-Çocukluğuma dair ilk hatırladığım şey, mektebe gitme meselesine dairdir. Bundan dolayı annemle babam arasında şiddetli bir mücadele vardı. Annem, ilahilerle mektebe başlamamı ve mahalle mektebine gitmemi istiyordu. Babam, o zaman yeni açılan, Şemsi Efendi mektebine devam etmem ve yeni usul üzerine okumama taraftardı. Nihayet babam işi mahirane (ustaca) bir suretle halletti. Evvela mutat merasimle mahalle mektebine başladım. Bu suretle annemin gönlü yapılmış oldu. Birkaç gün sonra da mahalle mektebinden çıktım. Şemsi Efendi mektebine başladım.  Az zaman sonra babam vefat etti..." Bir diğer hususta Kurtuluş Savaşı öncesi Atatürk'ün Ankara'ya gelmeden önce Hacı Bektaş-ı Veli Dergahı'nı ziyaret etmesi, Cemalettin Dede ile bir süre baş başa sohbet etmesi ve Bektaşilerden maddi-manevi tam destek almasıdır.
SONUÇ:
Atatürk'ün düşüncelerinin kaynağı ve yaşam tarzı kesinlikle Bektaşi felsefesi üzerinedir.

ATATÜRK ALEVİ MİDİR?
Yine araştırılırsa Atatürk'ün dedesi Kırmızı Hafız Ahmet Efendi'nin Yörük Türkmenlerinden Alevi olduğu görülecektir. Alevilik Bektaşilik gibi değildir. Alevilik doğuştan edinilir. Bektaşilik ise benimsemeyle sonradan olur. Zaten Atatürk'ün dedesinin, Atatürk'ün babasına "Ali Rıza" ismini koyması da onun Alevi olduğunun açık bir işaretidir. Çünkü Ali ismi Hz.Ali'den, Rıza ismi de 12 imamlardan olan İmam Rıza'dan gelir. İslam'da Sunni mezhebine uyanlar, her ne kadar Ali ve Rıza isimlerini ayrı ayrı çocuklarına koysalar da, 12 İmamlardan olan "Ali Rıza" ismini tek başına pek kullanmazlar ve bu isme Aleviler kadar sıcak olamazlar. Çünkü bu davranışları Emevi-Abbasi devletleri yöneticilerinin kalıntısı bir alışkanlıktır. Alevilik babadan oğula geçen bir olgu olduğundan dolayı Atatürk'ün kanında Alevi kanı taşıması da çok olağandır. Ama buradan şu sonuç çıkarılmamalıdır; "Atatürk koyu bir Aleviydi" denemez tabiî ki. Çünkü Evrensel İnsanlar kendilerini kalıplarla sokmazlar ve o kalıpla sınırlamazlar. Fakat onu o noktaya getiren felsefeleri, düşünceleri, kültürleri, mezhepleri ve hatta dinleri de asla yok saymazlar. Zaten saysalardı, isimleri şimdi hafızalarda olmazdı. Siz, sizi evinize ulaştıran sokağı, hayatımda hiç kullanmadım diyebilir misiniz?
SONUÇ: Atatürk'ün cismen ve bedenen Alevi'dir. Alevi kanı taşımaktadır.

ATATÜRK SEBETAYİST MİDİR?
Atatürk'e Sebetayist denmesinin sebebi şunlardır;

  1. Okuduğu Şemsi Efendi Mektebinde çoğunlukla Sebetayist kişilerin çocuklarının okuyor olması
  2. Selanik'in o devirlerde Sebeyatist'lerin başkenti gibi olması.
  3. Atatürk söylediği şu sözden ötürü (Bizi yanlış yola sevkeden habisler, biliniz ki çok kere din perdesine bürünmüşlerdir) yobaz ve dinci kesimin hedefi haline gelmiştir. Çünkü onların ekmeğindeki kaymağı kesmiştir. Bu yüzden kendisine bol bol iftiralar atılmış, söylemediği sözleri söylemiş gibi göstermişlerdir. Sebetayistliği bırakın, ateist, cinsel sapık, katil damgaları bile vurulmuştur.

SONUÇ: İlk iki madde Atatürk'ün kökeninin Türkiye'den olması ve Yörük Türkmen Alevi'si olması sebebiyle doğruluğu kuvvetle muhtemeldir. Üçüncü madde ise kaile bile almaya değmez. Meyve veren ağaç taşlanır, taşlanmıştır, taşlanacaktır. Bu iftiraları atanlar şu ülkede özgürce yaşadıkları için yatsın kalksın ona dua etsinler. O olmasaydı kim bilir babaları kim? İsimleri ve dinleri ne olurdu?

ATATÜRK DİNSİZ (Ateist) MİDİR?
Atatürk'ün yobaz takımının (ulemanın) sürdürdüğü dinden, nefret ettiği kesindir. Uygulamadaki bu dinin kesinlikle Hz.Muhammet'in getirdiği din olmadığını birçok aydın gibi oda sezmiştir. İslam'ın günümüz halini şu sözleriyle çok güzel tespit etmiştir. "Efendiler; GERÇEK DİN BİLGİNLERİ ile, DİNE ZARARLI ULEMANIN birbirine karıştırılması Emeviler zamanında başlamıştır. Bilindiği üzere Sıffın Vakkası'nda Hz.Ali'nin ordusuna karşı mızrak uçlarına Kur'an-ı Kerim sayfalarını takarak saldırdılar. (Ayşe - Muaviye) İşte o zaman dine fesatlık, İslam arasına nefretlik girdi ve o zaman hak olan Kur'an, haksızlığa kabule vasıta yapıldı. Halifelik hile ile EL DEĞİŞTİRDİ. Ondan sonra bütün zorba hükümdarlar (Emevi-Abbasi ve Osmanlı'daki çoğu hükümdarlar) dini hep alet edindiler. İhtiras (Nefsi arzu) ve istibdatlarını (Abdulhamit'le anılan yönetim biçimi - despotizm) kabul ettirmek için hep ULEMA SINIFI'na (Sarıklı din bilginleri topluluğu) başvurdular."  Atatürk yukarıdaki "gerçek din bilginleri" ifadesiyle açık açık Hz.Muhammet, Hz.Ali ve yandaşlarını işaret etmektedir. Bunların gerçek din ve İslam bilgini olduğunu, "dine zararlı ulemanın
" ise Hz.Ali ile savaşanlar (Osman, Ebubekir kızı Ayşe, Ebu Süfyan oğlu Muaviye ve bunların yandaşları) olduğunu açık açık söylemektedir. Günümüzde yürürlükte olan ve uygulanan, adına İslam-Müslümanlık denen bu dinin çoğunlukla bu yanlış kişilerin elinden çıkan, üretilen din olduğunu, büyük Atamız çok iyi anlamıştı.

Atatürk halkın gözünü açmak için çok uğraşmıştır. Sırf dinin doğru anlaşılması için bile birçok hizmet vermiştir. Bunlardan en önemlisi Elmalılı Hamdi YAZIR'a, kendi cebinden maaş ödeyerek Kuran-ı Kerim'i Türkçe'ye çevirtmiştir. Amacı; insanların dinini, dinden çıkar elde edenlerden değil de, birinci kaynaktan öğrenmelerini sağlamaya çalışmıştır. Halka, Cuma Namazlarında vaazlar vermiştir. Son olarak onun meclis açılışını "Tanrı tektir,..." diyerek açması, onun inançlı olduğunu göstermektedir. "Allah" değil de, "Tanrı" demesinin sebebi ise Türkçe bir kelime olmasından dolayıdır. Dayatma Emevi-Arap kültürünü kabul etmeyişidir.

Ayrıca yobaz takımı, Atatürk'ün ölüm döşeğinde kelime-i şehadet getirmeden öldüğü için, onu kafir ilan etmektedir. Ölmeden önce kelime-i şehadeti söylemediği doğrudur, fakat Atatürk zaten son sözlerini 8 Kasım'da söylemiştir. Kendisi ise bilindiği üzere 10 Kasım da vefaat etmiştir. 2 gün komada kalmış ve komadan çıkamamıştır. Komadan uyanarak ölmeden önce kelime-i şehadet getiren kim varki? Bu iftiracı kişiler gerçekleri saklamakta, "başedemiyorsan karala" yöntemini kullanmaktadırlar. Hem, bir insanın ölürken yaptığı amel mi önemlidir, ölmeden önce hayatta yaptığı ameller mi?
SONUÇ: İnanmak; tek olan yaratıcıya ve onun peygamberlerinin getirdiği dine inanmaksa, Atatürk kesinlikle inançlı biridir, dinsiz (ateist) değildir. İnançsız, imansız politikacılar cep doldurma mücadelesi içinde ölür, toprak olur ve çürüyüp giderler. Atatürk gibi evrensel insanlara ise, ölüm yoktur. Onlar ölümsüzdürler. Onlar ölseler bile, bin doğarlar.

TÜM BU YAZIDAN ÇIKARILACAK SONUÇ:
Atatürk Bektaşi de olsa, Alevi de olsa, o bu kalıplara sığmayacak kadar büyüktür. Çünkü ATATÜRK EVRENSEL BİR İNSANDIR. Tıpkı Hz.Muhammet ve diğer büyük düşünürler gibi Evrensel bir insandır. Evrensel insanların en büyük benzerlikleri sanki tek bir ağızdan konuşuyorlar gibi olmalarıdır. Dünyanın bir ucunda olan evrensel bir insanın ağzından çıkan kelimeler ile dünyanın öteki ucunda onu hiç tanımayan evrensel başka bir insanın ağzından çıkan kelimeler birbirinin tıpatıp aynısı olacaktır. Bu tıpkı bilim gibidir. Bilim kanunları da evrenin her köşesinde, her zaman aynıdır, değişmez. Evrensel insanları anlamak için, evrensel insan olmak gerekir. Kendi nefsi duygularıyla konuşarak, hareket eden insanlar, bu tip insanlara ve onların ne anlatmaya çalıştıklarına sadece seyirci kalırlar. Ama ne görürler, ne duyarlar, ne de anlarlar. Kuran bu olayı şu ayeti ile çok güzel ifade etmiştir. (BAKARA/7) Allah onların kalpleri, kulakları üzerine mühür basmıştır. Onların kafa gözleri üstünde de bir perde vardır. Onlar için korkunç bir azap öngörülmüştür. Böylece noktayı koyalım.

Şimdilik bu kadar yeter sanırım. İlim ve barıştan ayrılmayın. Sağlıcakla kalın.




MEHMET AKİF ERSOY'un DİLİNDEN ATATÜRK!


Mısır'da on bir yıl kaldım. Fakat on bir saat daha kalsaydım artık çıldırırdım. Sana içimden özümden gelen bir fikrimi söyleyeyim mi: İnsanlık da Türkiye'de, Milliyetçilik de Türkiye'de, Müslümanlık da Türkiye'de, Hürriyetçilik de Türkiye'de. Eğer varsa, Allah benim ömrümden alıp Mustafa Kemal'e versin!" diyen büyük Türk şairi Mehmet Akif Ersoy'dur.

Türkiye'yi yok etmek isteyen İslam'ın düşmanları, bu halkı kandırarak Atatürk ile Mehmet Akif Ersoy'un arasını açmak istemişlerdir.

 

ŞEYH SÜNÛSÎ'nin RÜYASI ve MUSTAFA KEMAL


Memleketin her tarafında çetin bir mücadele ve mukavenet başlamıştı. Ankara bir kurtuluş burcu ve Mustafa Kemal'in adı bir bayrak olmuştu. Antep, mücadele günlerinin acı bir devresindeydi. Memlekette istiklâl şuurlaşmış, topyekûn bir vuzuh kazanmıştı.
O zaman ilkokulun ihtiyat sınıfındaydım. Bir sabah okula geldiğim zaman çocukların bahçede toplanmış olduğunu gördüm. Din dersleri öğretmeni Hafız Halil Efendi'nin konuşacağını söylediler. Halk da okulun bahçesinde toplanmıştı. Az sonra Hafız Halil Efendi kürsüye çıktı. Titrek ve fakat heyecanlı bir sesle:

-Din kardeşlerim, sizi Şeyh Sunnûsi Hazretlerinin bir tebşiri için buraya topladım'' dedi ve şu vakayı anlattı:
"Şeyh Sünûsî Hazretleri bir gece Peygamberi rüyasında görmüş ve koşup elini öpmek istemiş. O güne kadar gördüğü rüyalarda kendisine hep sağ elini uzatan Hz.Peygamber bu kez kendisine sol elini uzatmış, buna şaşıran ve mahzun olan Şeyh, Hz.Peygambere hitaben:

-Ya Resulâllah niçin bu kez sağ elinizi vermediniz? Diye sual edince şu cevabı almış:
-SAĞ ELİMİ ANKARA'da MUSTAFA KEMAL'e UZATTIM.'

Bu rüyayı anlatan Hafız Halil Efendi'nin elleri, çenesi ve dili titriyordu. Gözleri dolu doluydu; hitabesi kalabalığı elektriklemişti. Birden gür ve imanlı bir sesle:

-Ey ahali, Mustafa Kemal muzaffer olacak, Hz.Peygamberin sağ eli (desteği) onun elindedir. Buna iman edin! Diye haykırdı ve kürsüden indi.

Sonradan öğrendiğime göre, Merhum Hafız Halil Efendi bu rüyayı cami'de vâzetmiş ve onu imanlı tefsirlerle tamamlamıştır.

Cahit Tanyol
(Avni Altıner. Her Yönüyle Atatürk, s.154-155)

 

ZAFERİN HZ. MUHAMMED TARAFINDAN RÜYA ile MUSTAFA KEMAL PAŞA'YA MÜJDELENMESİ!


İstiklâl Harbi günlerinde, Sakarya Meydan Muharebe'lerinin en kritik dönemlerinde, top seslerinin Ankara'dan da duyulmaya başlandığı Büyük Millet Meclisi'nin Kayseri'ye nakledilmesinin bile düşünüldüğü günlerde Atatürk, günlük çalışmalarının büyük bir kısmını yürüttüğü ve bugün müze olarak değerlendirilen Ankara Tren İstasyonundaki evde, bir sabah erken kalktığı bir sırada Çavuş Ali Metin'e:

- Acele olarak Fevzi Çakmak Paşa'yı ara, bul ve hemen buraya gelmesini söyle. Diyor.

Çavuş Ali Metin Fevzi Paşa'yı telefonla arayıp bulduğunda, Fevzi Paşa'da Atatürk'ün yanına gelmek üzere, hemen evden çıkmakta olduğunu söylüyor.
Fevzi Paşa Atatürk'ün yanına gelince, Atatürk ona bir kâğıt kalem uzatıp:

- Bugün gördüğün rüyayı yaz ve kağıdı bana ver. Diyor.

Kendisi de bir kâğıt, kalem alıp aynı şekilde o gün gördüğü rüyayı, Fevzi Paşa'ya vermek üzere yazmaya başlıyor. Yazma işi bittikten sonra, her iki Paşa da karşılıklı olarak yazdıklarını alıp okuyorlar ve okuma işi bittikten sonra birbirlerine bakıp sevinçle gülümsüyorlar.
Her ikisinin de yazdıklarını kendi kâğıtlarından okuyan Çavuş Ali Metin, her iki kâğıtta da şu rüyanın yazılmış olduğunu görüyor:

"Hz.MUHAMMET, HACI BAYRAM-I VELİ'ye DİYOR Kİ:

- MUSTAFA'ya SÖYLE, KORKMASIN. SONUNDA ZAFER ONLARIN OLACAKTIR."

Bilindiği gibi, aynı gecede rüyalarında Hz. Muhammed Mustafa, Hacı Bayram-ı Veli'ye bu sözleri söylerken o iki muzaffer kumandanın o günkü isimleri şunlardır; "MUSTAFA KEMAL" ve "MUSTAFA FEVZİ" dir.

Böylece Hz.Muhammet'in manevi desteğini alan Atatürk sonsuz bir güvenle hareket edip o zorlu savaştan galip çıkmıştır. Onu bu savaştan yıldırmak isteyenler olmuştur. Yıldırmak isteyenlerin düşünceleri aslında mantıklıdır da, çünkü asker, silah ve cephane sayısı düşman askerlerine oranla yok denecek kadar azdır. İşte Atatürk böyle bir yokluk ortamında, tüm sorumluluğu üstlenmiş ve kurtuluş için devam demiştir. Pes etmemiştir.

(Ahmet Gürtaş. Atatürk ve Din Eğitimi, s.160-161)

 

ATATÜRK'ün GİZEMLERİ


15 YIL HÜKÜM SÜRECEKSİN...
Atatürk hakkında yapılmış birçok kehanet vardır. Bunların en ilginci onun el falına bakan bedevinin söyledikleridir. Mustafa Kemal arkadaşları ile Bingazi'ye, Trablusgarp savaşına katılmaya gidiyordu. Yolda bir bedevi'ye rastladılar. Bedevi el falına çok iyi baktığını ve genç subaylara da isterlerse bakabileceğini söyledi. Hepsi ellerini açarak bedevinin söylediklerini dinlemeye başladı. Sıra Mustafa Kemal'e gelince, o önce baktırmak istemedi ama arkadaşlarının ısrarı karşısında, sonunda o da elini bedevi'ye açtı. Bedevi ele bakar bakmaz yerinden sıçradı ve heyecan içinde ;
"Sen padişah olacaksın" dedi ve ilave etti "15 yıl hüküm süreceksin."
Genç subaylar gülüştüler ve yollarına devam ettiler.
Aradan yıllar geçti, Mustafa Kemal Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı oldu.Cumhuriyetin 14.yılında hastalandı. Karaciğeri kötüye gittiğinde çevresindekiler ona "Artık içme Paşam" dediler.
Atatürk onlara bir zamanlar yolda rastladıkları falcı bedevi'yi hatırlattı ve gülerek ;
"Arap vaktiyle söylemişti, Bizim padişahlık nasıl olsa 15 yıl sürecek... Hesapça bu son senemizdir... Yıl 1938 'di...

ATATÜRK'ÜN GELECEĞİ GÖRDÜĞÜ OLAYLAR
Atatürk 1931 yılında, 2.Dünya Savaşı'nın patlamasının yakın olduğunu söylemiş ve bu konudaki düşüncelerini General McArthur'a şöyle anlatmıştı.
"Versay antlaşması, 1.Dünya Savaşı'na yol açan nedenlerden hiçbirini ortadan kaldırmadı. Tersine rakipler arasındaki uçurumu büsbütün derinleştirdi. Şimdi içinde yaşadığımız barış dönemi, sadece bir ateşkesten ibarettir. Avrupa'nın geleceği Almanya'nın alacağı tavra bağlıdır."
General McArthur'a göre,savaşın 1940-1945 yılları arasında çıkacağını söyleyen Atatürk, Almanya'nın ancak Amerika'nın savaşa katılması ile yenileceğini ifade etmiştir.
Atatürk hayatının sonlarına doğruda şöyle diyordu ;
"Bir dünya savaşı yakındır.Bu savaş sonucunda, dünyanın durumu ve dengesi baştanbaşa değişecektir."
ATATÜRK, Mussolini hakkında da şu görüşlerini açıklamıştı ;
Mussolini bir maceraperesttir. Milletini bir uçuruma sürüklemektedir. Her tarafa saldırıyor. Bu adam yüzünden, çok şımarmış olan bu millete dersini vermeyi çok isterdim, lakin yakında bir küçük millet onlara layık olduğu dersi verecektir. Ve şunuda hatırlatırım ki, bir gün gelecek, Mussolini'yi kendi milleti linç edecektir."
Bu görüşleri aynen gerçekleşmiştir.

ATATÜRK'ün 1907'de ÇİZDİĞİ T.C. HARİTASI
Atatürk, Kurtuluş savaşından çok önce, ittihatçıların Trakya'da 1907'de yaptıkları bir toplantı sırasında, bir Türkiye haritası çizmişti. Orada bulunanların anlattıklarına göre, o günkü Osmanlı devleti sınırlarıyla hiçbir ilgisi olmayan ve o zaman hiçbir anlam veremedikleri bu harita, gelecekte, yine Atatürk'ün kuracağı Türkiye Cumhuriyeti'nin haritası olacaktı. Haritada bugünkü sınırlarımıza uymayan tek bir fark vardı tatürk, bizden ayrılmasına gönlünün bir türlü razı olmadığı Kerkük'ü de Türkiye topraklarına katmıştı.

DENEME UÇUŞU
Uçakların ilk deneme ve gelişme dönemleriydi. Fransa'da yapılan bir uçak gösterisine katılan, birçok ulusun temsilcileri arasında, Osmanlı ateşesi olarak Mustafa Kemal'de katılmıştı. Gösteriyi izleyenler, sırasıyla uçağa bindirilerek gezdiriliyorlardı. Sıra Mustafa Kemal'e geldiğinde, gösteride bulunan ve genç ateşenin komutanı olan şahıs, birden bir rahatsızlık duyarak Mustafa Kemal'in uçağa binmesine engel oldu. Öteki temsilcilerle havalanan uçak kısa bir süre sonra düştü ve içindekilerden sağ kurtulan olmadı.

ATATÜRK'ÜN ÖNSEZİLERİ
"Bunlar bir gün olacaktır... Görürsünüz, işitirsiniz..."
Prof.Dr.Afet İnan "Atatürk hakkında hatıra ve belgeler" adlı kitabında ilginç bir hatırasını naklediyor. Atatürk 09 Ocak 1936 Perşembe günü, dil ve tarih coğrafya fakültesi'nin açılış dersinde okuması için afet İnan'a: "tarih belgelerinin ilerideki keşifleri buna dayanacaktır. Her tarihi kişinin söylediği sözler toplanabilecek ve böylece biz onları kendi seslerinden ve sözlerinden dinleyebileceğiz." diyerek yazıyı verir. Buna karşılık Afet İnan :
"Bu çok uzak bir gelecekte belki olabilecek keşfin benim ifadem olarak verilmesine cesaret edemeyeceğimi" kendisine söylediğim zaman canı sıkıldı ve şöyle dedi :
"Bunlar bir gün olacaktır... Görürsünüz, işitirsiniz..."
30 yıl sonra :
Atatürk tarafından bu yazının verilmesinden 30 yıl sonra yine aynı ay ve günlere tesadüf eden, 1 Ocak 1966' da şöyle bir haber yayımlandı
"Venedik'in Saint Georges Adası'ndaki Benedictis Manastırı Labratuvarları'nda, manastır rahiplerinden Pellegrio' nun yönetiminde, seslerin ayırımı esasına dayanan çok dikkate değer araştırmalar yapılmaktadır. İtalya İçişleri Bakanlığı, 1962 'de başlayan bu çalışmaları kontrol etmektedir. Fakat elde edilen sonuçlar halen açıklanmamıştır. Saint Georges Adası'ndaki bilim kurulunun geçmişe ait sesleri toplayacak, elektronik araçlar üretmeye çalışmaktadırlar. Bilim adamları özellikle Demosten, Pitagor ve Jul Sezar'ın söylevlerinden kendi sesleri ile parçalar elde etmeye uğraşmaktadırlar."

ATATÜRK'ÜN RÜYASI
Atatürk'ün bir rüyasını da Dr.Reşit Galip Bey'den öğrenmekteyiz,
"Mustafa Kemal, Ankara'ya geldikten bir süre sonra ilginç bir rüya görmüştü. Ertesi gün bana şöyle anlattı.;
"Reşit Bey, rüyamda bana 'Paşam, İnönü'den ne haber?' diye sordunuz. Bende 'vaziyet kritiktir' cevabı verdim. 'Kritik nedir?
Anlamadım ki!' dediniz. Bende 'Bunun cevabını 15 dakikaya kadar veririm' diyerek odama çekildim."
Mustafa Kemal bana bu rüyasını anlattığında düşman henüz İzmir'e çıkmamıştı, İnönü mevkii de henüz bir önem taşımıyordu. Aradan yıllar geçti 2.İnönü Savaşı'nın kritik günlerinden biriydi. Mustafa Kemal'in arabası Millet Meclisinin önünde durdu. Hemen yanına koşarak, telaş ve endişe içinde, "Paşam ,İnönü'den ne haber?" diye sordum.
Aynen şu cevabı verdi ;
"vaziyet kritiktir"
O zaman ben ;
"Kritik nedir? Anlamadım ki!" dedim.
O da ;
"Sana bunun cevabını 15 dakikaya kadar veririm" dedikten sonra gülümsedi ve ;
"Hani Ankara'ya geldikten sonra bir rüya görmüştüm, hatırladın mı?"
Hafızamı yoklayarak, rüyasını anlattım. Gülerek ;
"işte, rüya ayniyle vakidir. Ben İsmet'i tanırım, göreceksin 15 dakikaya kadar kendisinden muzafferiyet haberi alacağız."
Gerçekten de 5 dakika geçmeden bir telgraf gelmiş ve 2.İnönü savaşı'nın da zaferle sonuçlandığını öğrenmişlerdi...

ATATÜRK'ÜN GÖRDÜĞÜ SON RÜYA
26 Eylül 1938 tarihinde Atatürk, rahatsızlığı ile ilgili olarak ilk defa hafif bir koma atlatmıştı. Prof.Dr.Afet İnan, olayı şöyle anlatıyor :
"O geceyi rahatsız geçirdi, ilk hafif komayı o zaman atlatmıştı. Ertesi sabahki açıklamasında": "Demek ölüm böyle olacak" diyerek " uzun bir rüya gördüğünü" söyledi ve "Salih'e söyle, ikimizde bir kuyuya düştük, fakat o kurtuldu" dedi.
Atatürk'ün, burada "kuyuya düşme" sembolü ile gördüğü rüya vizyonu, kendisininde söylediği gibi ölümün habercisiydi. Salih Bozok'un kuyudan kurtulması ise bilindiği gibi, Atatürk'ün vefat ettiği gün, buna çok üzülen Salih Bozok'un da intihar etmesi ve sonunda onun kurtarılmasını simgeliyordu. İşte bu ATATÜRK'ün son rüyası idi...

 

Aşağıda bazı Youtube videoları kullanılmıştır. İzleyemiyorsanız lütfen şunları deneyiniz.

YOUTUBE VİDEOLARINI İZLEMEK İÇİN KÖKTEN ÇÖZÜM >>

BAŞKA BİR YÖNTEM :
Youtube videolarını izlemek için bilgisayarınızın DNS ayarlarını 4.2.2.4 ve 4.2.2.5 olarak değiştirmelisiniz.
Tüm Ali Rıza & Hüsyin ALBAYRAK videoları için tıklayınız...
.

Biri HACI BEKTAŞ - Biri ATATÜRK(YouTube)
 

YOUTUBE VİDEOLARINI İZLEMEK İÇİN KÖKTEN ÇÖZÜM >>

Şu müsbet ilimin kapısını açan, Biri Hacı Bektaş biri Atatürk, Bu vatana en çok emeği geçen, Biri Hacı Bektaş biri Atatürk
Uyuma Mehmetçik uyan ha uyan, Adını Yeniçeri, Mehmetçik koyan, Erkekle kadına eşittir diyen, Biri Hacı Bektaş biri Atatürk
Dönder be tarihçi sayfayı dönder, Eğer bilmiyorsan bilene gönder, En büyük öğretmen, en büyük önder, Biri Hacı Bektaş biri Atatürk
İsmini andıkça gönüller coşar, Anıtkabir ile dergaha koşar, Bu dünya durdukça ikisi yaşar, Biri Hacı Bektaş biri Atatürk
Gökte aramayın Hak bize yakın, Hak'ka hizmet eden alacak hakkın, Şurdaki oturan canlara bakın, Biri Hacı Bektaş biri Atatürk

"Hiçbir Milleti Ve İnsanı Ayıplamayınız" Hacı Bektaş-ı Veli
"Hiçbir millet ve memlekete karşı tecavüz fikri beslemeyiz." Atatürk

"Kadınları okutunuz, kadınlarını okutmayan milletler yükselemez." Hacı Bektaş-ı Veli
"İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin? " Atatürk (1923 Atatürk'ün S.D.II,s.85-86)

"İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır." Hacı Bektaş-ı Veli
"Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir." Atatürk
"İlim Çin'de olsa gidip öğreniniz." Hz.Muhammed

Aşık Mahzuni Şerif - Sarı Saçlım Mavi Gözlüm Nerdesin - Atatürk
 

Sana hasret, sana vurgun gönlümüz, Neredesin mavi gözlüm nerde nerde, Nerdesin dost
Bu gemi bu "Kara Deniz", Sarı saçlım, mavi gözlüm nerde nerde, Nerdesin dost
Bu gemi bu "Kara Deniz", Sarı saçlım, mavi gözlüm nerde nerde, Nerdesin dost
Ararım izini ''Dolmabahçeden, Bir daha dönmez mi bu yola giden, Nerde nerdesin dost
İçimde sen gözümde sen, Sarı saçlım, mavi gözlüm nerde nerde, Nerdesin dost
İçimde sen gözümde sen, Sarı saçlım, mavi gözlüm nerde nerde Nerdesin dost
Kurban olam yürüdüğün yollara, Kara peçe yakışmıyor kullara, Nerde nerdesin dost
Uyan bak bizim hallara, Sarı saçlım, mavi gözlüm nerde nerde, Nerdesin dost
Uyan bak bizim hallara, Sarı saçlım, mavi gözlüm nerde nerde, Nerde nerdesin dost
Bulutlar terinden, dağlar kokundan, Sarhoştur sevdiğim Mahzuni bundan, Nerde nerdesin dost
Bir daha gel gel ''Samsun''dan, Sarı saçlım, mavi gözlüm nerde nerde, Nerdesin dost
Bir daha gel gel Samsun'dan, Sarı saçlım, mavi gözlüm nerde nerde, Nerde nerdesin dost ..
Aşık Mahsuni ŞERİF

Mavi Gözlü Dev Güneşi Özledik(YouTube)
 

 

ATATÜRK'ün Yaşadığı Acı Dolu Hayat(YouTube)
 

Hayatı ÇARESİZLİKLERLE DOLU BİR ADAMIN Öyküsü...

7 Yaşındayken babasını kaybetti ve yetim kaldı. Yalnız ve içine kapanık biri olarak yaşamaya, oradan oraya sürüklenmeye başladı.
8 Yaşında okuldan alındı ve köyde yaşadı. Zamanını tarlalarda kargaları kovalamakla geçirdi.
10 Yaşında yüzü kanlar içinde kalacak şekilde, yeni okulundaki hocasından dayak yedi. Ailesi onu okuldan aldı. Sinirden ve korkudan üç gün evinden çıkamadı.
17 yaşında hayalindeki okulun istediği bölümü için gerekli not ortalamasını tutturamadı.
24 Yaşında tutuklandı, günlerce sorguya çekildi ve 2 ay tek başına bir hücrede hapis yattı.
25 Yaşında sürgüne gönderildi.
27 Yaşında kendisinden bir yaş büyük meslektaşı, kendisinin de üyesi olduğu derneğin çalışmaları ile kahraman ilan edilirken, kendisi hiç önemsenmiyordu.
Doğduğu şehrin merkezinde rakibi törenlerle karşılanırken, o kalabalık arasında yalnız başına olanları izliyordu.
30 Yaşında kendisi başka şehirleri düşman elinden kurtarmaya çalışırken, doğduğu şehir düşmanların eline geçti.
Amiri, onu kendisinden uzaklaştırmak için başka göreve atanmasını sağladı. Yeni görevinde fiilen işsiz bırakıldı. Aylarca boş kaldı.
37 Yaşında böbrek hastalığından Viyana'da iki ay hasta ve yalnız halde yattı. Sonra komutan olarak yeni atandığı ordu, dağıtıldı.
38 Yaşında Savunma Bakanı tarafından görevinden atıldı. Bir toplantıda giyebileceği bir tek sivil elbisesi bile yoktu ve başkasından bir redingot ödünç aldı. Ayrıca cebinde sadece 80 lirası vardı.
38 Yaşında kendisi için tutuklama kararı çıkarıldı. En yakın beş arkadaşından üçü, onun kongre temsil heyetine üye olmaması için oy kullandı.
39 yaşında idam cezasına çarptırıldı.
42 Yaşında Türkiye Cumhuriyeti CUMHURBAŞKANI oldu

Peki ya siz?
Sağlığınız mı bozuk? Atatürk' ünde bozuktu!
Paranız mı yok? Atatürk' ünde yoktu!
Çevrenizde sizi çekemeyenler mi var? Atatürk' ünde vardı!
Bazı yakın arkadaşlarınız sizi arkadan mı vurdu? Atatürk' e de vurdular.
Amirleriniz hakkınızı mı yiyor? Atatürk' ün kini de yemişlerdi!
Sizden daha beceriksiz ama hırslı insanlar, sizden daha hızlı yükselip, size amirlik mi yapıyor? Atatürk' ün de başına gelmişti!
Geçmişte bazı denemelerinizde başarısız mı oldunuz? Atatürk' de olmuştu!

SAKIN UNUTMAYIN.... HERŞEY SENDE BAŞLAR, SENİNLE BİTER...

Atatürk ile ilgili, bunları biliyor musunuz?(YouTube)
 

1- Atatürk'ün dünyada "BAŞÖĞRETMEN" sıfatlı tek lider olduğunu
2- Bir geometri kitabi yazdığı, "Üçgen, Açı, Dikdörtgen" gibi ve 48 tane geometri teriminin (Türkçe) isim babasının bizzat Mustafa Kemal Atatürk olduğunu...
3- Norveççe'de "Atatürk gibi olmak" diye bir deyim olduğunu...
4- Atatürk Çiçeği'nin adını, çiçeği bulan Wanderbit Üniversitesi profesörlerinden doktor Kirk Landin'in koyduğunu ve bu çiçeğin tüm dünyada bu isimle üretilip satıldığını...
5- Yunan başkomutanı Trikopis'in, hiçbir zorlama ve baskı olmadan her Cumhuriyet bayramında Atina'daki Türk büyükelçiliğine giderek, Atatürk'ün resminin önüne geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu...
6- "Mimber" adında bir gazete çıkarttığını ve 52 sayı yayımlanan gazetede ilk defa sansür kelimesi geçtiğini...
7- Kurtuluş Savaşında rütbe alan bir çok kadın askerlerimizin olduğunu, dünya tarihine geçen tek bir üsteğmenimizin olduğunu, Üstteğmen Kara Fatma'nın 700 erkek, 43 kadından oluşan bir müfrezenin reiseliğine bizzat Atatürk tarafından atanmış olduğunu...
8- Bir röportajda "Birleşmiş Milletler'e üye olmayı düşünüyor musunuz?" diye sorulduğunda "Şartlarımızı koyarız, kabullerine bağlı. Biz müracaat etmeyiz üye olmak için, davet gelirse düşünürüz" dediğini ve bunun üzerine BM yasasının değiştirildiğini ve üyeliğe davet edilen ilk ülkenin Türkiye Cumhuriyeti olduğunu...
9- 1938'de, General McArthur'un en zor, en problemli, en buhranlı döneminde, danışman, senatör ve bakanlarından oluşan yüz yirmiden fazla kişiye; "Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal'i görmek için neler vermezdim" dediğini...
10- 1938'de Ata'nın vefaatında Tahran gazetesinde yayınlanan bir şiirde; "Allah bir ülkeye yardım etmek isterse, onun elinden tutmak isterse, başına Mustafa Kemal gibi lider getirir" denildiğini...
11- 1996'da Haiti Cumhurbaşkanı'nın vasiyetinde, mezar taşına yazılmasını istediği metinde; "Bütün ömrüm boyunca Türkiye'nin lideri Mustafa Kemal Atatürk'ü anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm" yazdığını...
12- 2000'de ABD Başkanını milenyum mesajında; "Milenyumun hiç şüphe yoktur ki tek devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk'tür. Çünkü o yılın değil, asrın lideri olabilmeyi başarmış tek liderdir" diye söylediğini...
13- 2005'de Amerika'nın en ünlü ekonomistlerinden birisi olan Mr.Johns'un önerisinin "Türkiye ekonomiyle savaşta bir tek Atatürk' ü örnek alsın yeter" olduğunu...
14- 2006'da ise AB Uyum yasaları gereğince devlet dairelerinden Atatürk resimlerinin kaldırılmasının istendiğini...

BİLİYOR MUYDUNUZ!!!

Atatürk(YouTube)
 

 

Atatürk - 10 Kasım (YouTube)
 

YOUTUBE VİDEOLARINI İZLEMEK İÇİN KÖKTEN ÇÖZÜM >>


   

ATATÜRK'ün GENÇLİĞE HİTABI - SESLENİŞİ (Günümüz Türkçe'si ile)
 

Ey Türk gençliği ! Birinci görevin, Türk bağımsızlığını, Türk Cumhuriyeti'ni, sonsuza kadar koruma ve kollamadır.

Bu görev, varlığının ve gelecekte güvenli, rahat bir hayat sürdürmenin tek ana unsurudur. Bu ana unsur, senin en değerli hazinendir. Gelecekte, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek Türkiye içinde ve Türkiye dışında bedhahlar (kötüler, hainler, ikiyüzlüler, çıkar düşkünleri, namertler, namussuzlar, nankörler, ahlaksızlar, düzenbazlar ve hatta şerefsizler) olacaktır. Bir gün, senin için uygun olmayan bir anda, bağımsızlık ve Cumhuriyet'i koruma ve kollama zorunluluğunda kalırsan, göreve atılmak için, içinde bulunacağın durumların çözüm ve koşullarını düşünme! Çünkü bağımsızlığını ve Cumhuriyetini hedef alacak düşmanlar, bütün dünyada örneği görülmemiş bir galibiyetin temsilcileri olabilirler. Zorla ve çeşit çeşit sahtekarlıklarla, hilelerle, yolsuzluklarla, aldatmacalarla, göz boyamacalar la ve kandırmacalar la kutsal vatanın bütün bakanlıkları işgal edilmiş, bütün fabrikalarına, devlet dairelerine, kamu kurumlarına girilmiş, basını, medyası ele geçirilmiş, halkın gerçekleri görmesi engellenmiş, polis, jandarma, orduları dağıtılmış ve ülkenin her tarafı sinsi amaçlı olarak ele geçirilmiş olabilir. Bütün bu şart ve koşulların dışında, daha acınacak ve çok daha korkutucu olmak üzere, ülke içinde, iktidara sahip olanlar dalgınlığa düşmüş, doğru yoldan çıkmış, kendine, vatanına ve milletine ihanet içine girmiş bir şekilde davranabilecek vaziyete gelmiş olabilirler. Dahası bu iktidar sahipleri, kişisel çıkarlarını, istilacıların siyasi hedefleriyle birleştirip halkını, milletini satabilirler (böylece onca şehidin kemiklerini sızlatabilirler). Millet ise, (ör. gayrisafi milli hasılanın adaletsiz paylaşımı sonucunda) zorunlu fakirlikten ezilmiş, ve bitkin düşmüş olabilir.

Ey Türk geleceğinin evlâdı! İşte, bu durum gidişat ve koşullar içinde bulunsan bile birinci görevin, Türk bağımsızlığı ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun güç, damarlarındaki soylu kanda bulunmaktadır!

SAKIN BENİ UNUTMAYIN *

Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK - 20 Ekim 1927

* Atatürk bu son cümleyi önce yazmış, sonra övünme duygusu yaratır, yanlış anlaşılır diye silmiştir. Bu son cümle ile Atatürk "Beni unutursanız, gözü bizim vatan topraklarımızda olan emperyalist devletlere yem olursunuz" demek istemiştir.

 
Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı   isteataturk.com
 
 
 
 
ÇAPAR KÖYÜ WEB SİTESİ - caparkoyu@gmail.com